Donmuş Boğaz, Torik Akını, Özlenen Geçmiş

Gene geldi hafta sonu . Aklıma geleni yazarım bir kısmı doğru bir kısmı belki yanlış. Artık aklımda ne kalmışsa. Doğaldır ki Üsküdarlı olduğum için oradan yola çıkacağım. Burcum İkizler olduğu için de hangi duraklara uğrarım vallahi bilmiyorum. Anlattıklarım 59 sene öncesinden başladığı için belki benim gibi ( +65 ) yaş kuşağından olanlar kendilerini bulacaklar, daha genç nesiller ise belki anne ve babalarına soracaklar bu amca doğru mu söylüyor? diye.

24 Şubat 1954 de ben daha ilkokul talebesiydim. Sabah bir baktık Tuna’dan Karadenize oradan da boğaza yönelen buzlar tamamen Marmara Denizini kapladı . Bir çok kişi sandal tutup buzların üstüne çıkıp resim çektirdi.Üstte o günlere ait bir resim görüyorsunuz.. Hemen hemen bir hafta süren bu durum sırasında buzlar erimeye başlarken bir torik akını da başladı. Salaklaşmış balıklar nerede ise elle tutulacak hale geldi. Dedem Karaköy köprüsünün altında bir yerde görev yapardı. Eline misina alan balık tutmaya başladı. Belki inanmazsınız vapurlardaki ve iskelelerdeki çımacılar balık tuttuğu için vapurlar zamanında kalkamıyordu. Biz dahil herkes toriğe doydu. Tonlarca lakerda yapıldı bu sayede keyifli rakılar içildi. ( Şimdiki İktidar duymasın )

Bu arada 1959 yılına  ait bir anı ile ilgili o günkü Üsküdardan da bahsetmekte fayda var.

İskele Meydanına yakın Çavuşoğlu Eczanesinden içeri girerseniz  şu anki sanatçı Emel Sayın’ı yardımcı olarak o eczanede çalışırken bulurdunuz.

Nostaljiye devam. Daha ilerde o zamanın ünlü bahçe sineması iNKİLAP. Yazın 2 film oynatmanın dışında nice ünlünün konserlerine sahne olmuştur.

Abdullah Yüce,  Sevim Tuna , Şükran Ay     ( Savaş Ay’ın annesi ) hatırladığım bazı ünlüler.

O sırada Üsküdar Balıkçılarının hemen yanındaki çarşı inşaatı başladı.  Biz oraya Yeni Çarşı derdik. Daha sadece kaba inşaati bitmişti. Ancak her çocuk oradan bir dükkan beğenmişti. Benimki 3 numara idi. Herhangi birinle kavga etmek gerekirse onu dükkanımıza çağırırdık. Ben Çingene Fırınına yakın oturan bir Aliyle hiç geçinemezdim. Sarışın mavi gözlü olduğu için  ona Gavur Ali derdik.Fırsat buldukça yumruklaşırdık. Oramız buramız kanardı. O zamanlar iki kişi kavga ederken kimse araya girmezdi ve çıplak elle dövüşülür  taş sopa kullanılmazdı . Daha sonra Ali’ye miras kaldı oldu bizim Gavur Ali,  Ali Bey. Bir süre sonra da Üsküdarı terketti.

Hepimiz delikanlılığa geçmek üzere olan çocuklardık.Herkesin ailesi orta halli idi ve haftada 750 gram kıyma veya kuşbaşı alırdı.Ancak herkes bir şeyler başarıp durumunu düzeltme arzusu ile doluydu.

Anonim bir deyiştir.

” İnsan yükseğe çıktıkça, pantolonundaki yamanın görünme ihtimali artar.”  derler bize vız gelir tırıs giderdi.

Ah gençlik,büyüyünce gerçekleştireceğimiz ne planlarımız vardı.

” Akıl plan yaparken kader gülermiş.”