Evlenmek . Turistik Oteller

arthur schopenhauer 05

Bugün yazacağım bloğuma geçmeden önce bir düşünürden kısaca bahsetmekte yarar var.

Arthur Schopenhauer (d. 22 Şubat 1788, Danzig – 21 Eylül 1860, Frankfurt),

Alman bir filozof, yazar ve eğitmendir. Aynı zamanda Immanuel Kant’ın en çok değer verdiği öğrencisiydi. Schopenhauer, Alman felsefe dünyasındaki ilklerdendir ve dünyanın anlaşılmaz, akılsız prensipler üzerine kurulu nedenselliklerinin olduğunu söyleyerek dikkatleri çekmiştir.Ayrıca Schopenhauer, Nietzsche’nin ilk akıl hocasıdır.

Ustanın tipik özelliği ise kötümserin önde gideni olmasıdır. ( Bu konuda ben de fena değilimdir).

Bunu zaten kendi de ifade ediyor.

Onun özdeyişi ile

” İyimserlik dinlerde olduğu gibi felsefede de gerçeklerin yerini almış temel bir yanılgıdır.”

Bazı düşünce sahiplerine göre ise kötümser feylesofların şahıdır.

Buraya nasıl geldin diye sorarsanız evlilik üzerinde bir blog yazmayı düşünüyordum.

Önüme bu değerli feylesofun ( filozofun ) bir tesbiti çıktı.

” Evlenmek, haklarını ikiye bölmek ve görevlerini ikiye katlamak demektir.”  

Adam kötümser ya. Söylediği erkeklerin evlenmesinin önünü kesmek değilse nedir?

Sanki erkek analarından rüşvet almış.

Ancak kendi hayatıma bakıyorum da.

Söyledikleri bana zerre kadar uymuyor.

Belki de bu benim burcum olan İkizlerin bir özelliği.

Biraz hop hop biraz oh oh.

Bir de bundan 50 sene evvelki insan figürleri.

Bir kızla beraber olmayı istemek biraz yürek isterdi.

Bir başka şey daha isterdi onu ayıp diye yazmadım.

Kızın oturduğu mahalleden hele biraz sık geçin mahallenin bıçkın delikanlıları hemen çevirirdi.

Boru değil mahallelerinin namusunu kurtarıyorlar.

Bir şekilde kızı evden çıkmaya razı edin gideceğiniz yer kısıtlı muhtemelen kızın ağbisi varsa o da oraya gider.

İlşkiyi biraz ilerletin birbirinizi daha iyi tanımak için bir otel ararsınız.

Normal oteller o zamanın tabiri ile evlendirme cüzdanı sorarlar.

Turistik oteller sormaz ancak onlara yetecek para bizim gibilerde mevcut değildir.

Ben iki belgeye bütün ömrüm boyunca hasta oldum.

Birincisi ehliyettir. Ehliyetsiz araba kullanırsanız hep çevirirler.

Ehliyeti aldıktan sonra yazın uzun tatil yolları ve şehir içi taverna ve eğlence yolları hariç  hiç bir yerde bana ehliyet ruhsat sorulmadı.

İkincisi Evlenme Cüzdanıdır ki evlenince onun salaklığı insanın suratına akseder.

Evlenmeden önce cüzdan sorulmadan otele alınmayan ben  evlendikten sonra hiç bir otelde  böyle bir uygulamaya muhatap olmadım.

Malum fıkradır adamın biri yanında bir hanımefendi otele giriş yapmış.

Bir oda istemiş ve kaç para olduğunu sormuş .

Görevli  ” 180 Lira ancak evlendirme cüzdanını görmem lazım ” demiş.

Müşteri ” Cüzdan ne için ?” diye sormuş.

” İsbat için” demiş  “evli olduğunuzu”

” Sen bana evli olmadığımızı isbat et ben sana 300 lira vereyim ” demiş adam.

” Anladım ” demiş görevli ” Buyrun anahtarınız ”

Bu nedenle bizim zamanımızda hayat bizi evlenmeye iterdi.

Biz gençlerin bütün isteği ise kendi başlarına yaşıyacakları bir yuva idi.

Ancak bizim gençliğimizde ne biz ne ailelerimiz tutturucu ve baskıcı değildi.

Hatta benim biraz dallamalığım nedeni ile onlara bile söylediğim

” Mutlu bir evliliğin olmazsa olmazı bir pergeldir. Problemsiz bir hayat yaşamak istiyorsanız pergelin sivri ucunu kendinizin ailesinin evine batırıp büyük bir yarım daire çizeceksiniz. Sonra aynı işlemi eşiniz için de yapacaksınız.

İki  yarım dairenin kesiştiği yerde ev tutarsanız hem eviniz ailelerinize eşit uzaklıkta olur hak geçmez hem de uzak olur zırt pırt gelemezler.”  diye yaptığım densizliğe bile gülüp geçtiler.

Şimdiki gençler özellikle  bunun tam tersini yapıyor. Doğacak çocuklara bakılsın diye ailelerle ya yakın ya da aynı evde yaşıyor. Böylece hak ve görevler tam da değerli filozofun dediği gibi paylaşılıyor.

Bunun yanısıra anne ve babaları ile birlikte yaşayanlar da 2 oda evde 5-6 kişinin arasında sayın başbakanın 3-5 çocuk yapın talimatına uymak için sessizce uğraşıyorlar.