Dut Ağacı, Akıl , Mark Twain

Ben ülkemizde yaşanan olaylara gülermisin ağlarmısın modundan daha başka bir konumdan bakmak istiyorum.

Bence en önemli husus, Taksim Gezisinden başlayıp ülkemizin bir çok iline ulaşan topluluklara tepki gösteren gruplar ile karşı düşünce sahibi olan grubun tam örtüşmemesi.

Önce Taksim Gezi Alanında yeşili koruma amaçlı Çevreciler ile başlayıp daha sonra özellikle kendisinin yaşam biçimine müdahale edildiğini öngörerek tepki veren insanların fikir ve düşüncelerine bu fikirlere katılmayan ve yapılanları doğru bulan kesimlerin görüş bildirmesi doğru idi.

Ancak olaylar böyle gelişmemiş ve eylemi yapanların karşısına iktidar yanlısı tepkiler çıkmıştır.

Bu durumda güç dengeleri de tamamen değişmiştir.

Ben bunu eski bir sporcu olarak şöyle bir örnek ile açıklamak isterim.

Bir dut ağacını düşünelim . Etrafında 5 er kişilik 2 takım var ve tabiiki kurallar.İki saat içinde en fazla dut toplayan kazanacak.

Kurallar şu ” Ağacı silkelemek ( Bu silkelemenin Sayın Arınç’ın silkelemesi  ile alakası yoktur.)  ve insanların birbirinin sırtına binerek dut toplaması tehlikeli ve yasaktır.( Ben bu tehlikeli ve yasaktır lafını çok severim. Meali yapanı oyarım demektir.)

Ancak müsabakaya çıkan takımlara bakınca birinin futbol diğerinin ise basketbolculardan kurulu olduğunu görmekteyiz.

Bu yetmiyormuş gibi bir de basketbolcuların elinde karşı tarafa zarar verecek alet ve enstrumanlar var..

Bunun dışında ayrıca futbolcular yaya iken basketbolcular bisiklet ve motorsiklet üstünde maça çıkıyorlar.

Bu iki aracın da, kullananlar bilir, geri vitesleri yoktur.

 

mark twain

Yani kısaca bu gün tepki veren kuruluşların karşıtı özgür irade ve düşünce sahipleri olmalıdır iktidar değil.

Bir tarafın tazyikli su , biber gazı ve jop, çivili sopa kullandığı  diğer tarafın ise sadece taş atabildiği bir ortamda artık ortalığı yatıştıracak geri vitesi olan otomobillere ihtiyaç vardır.

Patavatsızlık özellikle siyasette çok önemlidir. Bilinen bir deyiştir.

“Düşünmeden konuşmanın cezası, sonradan düşünmeye mahkum olmaktır…”

Ancak ben sayın başbakanı tanıdığım kadarıyla bu güne kadar yaptığı her konuşmayı bilinçli yaptığını ve daha sonra yapacağı inşaatlara tuğla koyma amaçlı olduğunu söyleyebilirim.

Ben, bir de ister beğenin ister beğenmeyin , bunun dışında sayın başbakanın kendi yandaşlarına hitap ederken kalbi şükranlarını sunmamasını özellikle rica ediyorum. Çünkü o nezaman bu deyimi kullanırsa kendisine muhalefet edenlere de gayrı kalbi şükranlarını sunuyor.

Onun işinin kendisini tenkid eden gruplardan çok daha kolay olduğunu da kabul etmek zorundayız. Bunu ben söylemiyorum Mark Twain  söylüyor.

“İnsanları kandırmak, kandırılmış olduklarına ikna etmekten kolaydır.” 

Burada akıl tutulmasının çok önemli olduğunu da hiç akıldan çıkarmamak gerekli diye düşünüyorum.

Aklımız en büyük servetimizdir. ama yoksullukta ayıp değildir.

Ben yaşadıklarımıza bakıyorum da  bana sanki çıkmaz bir sokağa doğru itiliyormuşuz gibi geliyor.

Çıkmaz sokaktan ne yazık ki güvenli bir dönüş yoktur.

Bence şu an için yapılacak en olumlu davranışın karşı grupların ya hiç konuşmaması veya konuşma müddetinin belirli bir süre ile sınırlanması olduğuna inanıyorum.Mesela herkes Çarşamba günü gece 23.59 a kadar konuşabilir. Daha sonra 3 gün eylem ve söylem yapılmayacaktır diye bir anlaşma olsa ne güzel olur.

Çünkü benim fikrime göre

Tüm sözcükler tükendiginde insan insanı anlamaya başlar.

Ancak bu konuda sabit ve karşı fikirlere saygı göstermek lazım. Eğer bir taraf karşı taraf ile ilgili olarak

” Ne yaparsan yap yengeç yengeçtir, doğru yürümez.”

diye düşünüyorsa yazık olur ülkeme